Birgül KORKMAZ

Aynı Gökyüzünün Altında Neden Yabancıyız?

02 Ağustos 2026 01:59

Aynı Gökyüzünün Altında Neden Yabancıyız?

Aynı Gökyüzünün Altında Neden Yabancıyız?

Dünya, milyarlarca yıllık serüveninde sayısız medeniyete ev sahipliği yaptı. Nice imparatorluklar kuruldu, nice krallıklar tarih sahnesine çıktı; kimi ihtişamıyla hafızalara kazındı, kimi ise sessizce tarihin tozlu sayfalarına karıştı. Bir zamanlar ulaşılmaz görülen saraylar bugün yalnızca taş yığınlarından ibaret. Gücün sembolü olan tahtlar boş kaldı, servetler toprağın derinliklerinde unutuldu. İnsanlık ise bütün bu uzun yolculuğun içinde aynı soruyu sormaya devam ediyor: Gerçekten sahip olduğumuz şey nedir?

Aslında geriye kalan tek bir hakikat var. Üzerinde yaşadığımız bu mavi gezegen, bütün insanlığı doyurabilecek, barındırabilecek ve huzur içinde yaşatabilecek kadar cömerttir. Doğa, paylaşmayı bilen insan için sınırsız bir bereket sunar. Sorun dünyanın yetersizliği değil, insanın hırsıdır.

Yüce Allah, kâinatı kusursuz bir denge ve nizam içerisinde yaratmıştır. Güneş her sabah ayrım yapmadan doğar. Yağmur zengine farklı, fakire farklı yağmaz. Toprak, kendisine emek veren herkese ürününü sunar. Kuşlar, ağaçlar, dağlar ve denizler hiçbir canlıyı kimliğine göre ayırmaz. Her canlının rızkı takdir edilmiş, nefesi hesap edilmiştir. Böylesine mükemmel bir düzen içerisinde yaşayan insan ise çoğu zaman bu ilahi dengeyi bozmayı tercih eder.

Peki neden?

Neden insanlar birbirini ötekileştirir? Neden farklı düşünceleri düşmanlık sebebi sayar? Neden ten rengini, dilini, mezhebini, memleketini ya da siyasi görüşünü bir üstünlük ölçüsü hâline getirir? Oysa aynaya baktığımızda gördüğümüz şey yalnızca insandır. Hepimizin gözyaşı aynı renktir. Hepimizin acısı can yakar, sevinci yüzümüzde tebessüm olur. Hepimiz aynı dünyanın misafiriyiz.

Ne doğduğumuz şehir bizi diğerlerinden üstün kılar ne de sahip olduğumuz makamlar... Servet, güç, ünvan ve şöhret yalnızca bu dünyanın geçici süsleridir. İnsan, sahip olduklarıyla değil; vicdanıyla, merhametiyle, ahlakıyla ve adaletiyle değer kazanır. Çünkü hiçbirimiz bu dünyaya ayrıcalıklı bir taçla gelmedik. Hiçbir bebeğin alnında "üstün" ya da "değersiz" yazmıyordu. Hepimiz aynı çaresizlikle dünyaya gözlerimizi açtık ve aynı gerçeğe doğru yürümeye başladık.

Temel dinî öğretiler de, insanlık tarihine yön veren birçok felsefi düşünce de aynı noktada buluşur: İnsan onuru dokunulmazdır. Her insan doğuştan değerlidir. İnancı, dili, ırkı ya da sosyal statüsü ne olursa olsun insan, yalnızca insan olduğu için saygıyı hak eder. Allah katında üstünlük; soyla, servetle ya da makamla değil, takva ve güzel ahlakla ölçülür. İnsanlığın ortak vicdanı da yüzyıllardır aynı gerçeği dile getirir.

Bugün dünyanın dört bir yanında savaşlar yaşanıyor. Açlık çeken milyonlarca insan var. Bir tarafta tonlarca yiyecek çöpe giderken diğer tarafta çocuklar bir lokma ekmek için yaşam mücadelesi veriyor. Birileri daha fazla kazanmanın hesabını yaparken, bir başkası hayatta kalmanın yollarını arıyor. Bu tabloyu oluşturan doğa değil, insanın bitmek bilmeyen hırsı ve paylaşmayı unutmuş olmasıdır.

Teknolojide çağ atladık. Uzaya araç gönderdik, yapay zekâ geliştirdik, saniyeler içinde dünyanın öbür ucuyla konuşabilir hâle geldik. Ancak bütün bu ilerlemeye rağmen birbirimizi anlamayı hâlâ başaramadık. Kalpler arasındaki mesafe, kıtalar arasındaki mesafeden daha büyük hâle geldi. Oysa en büyük medeniyet, gökdelenler inşa etmek değil; gönüller inşa edebilmektir.

Unutulmamalıdır ki hayat, bir yarış değil; kısa bir misafirliktir. Bugün sahip olduğumuz her şey yarın başkasının olabilir. Makamlar değişir, servetler el değiştirir, isimler unutulur. Fakat geride bırakılan iyilikler, güzel sözler ve dokunulan hayatlar yaşamaya devam eder. İnsan, öldüğünde arkasında bıraktığı mal varlığıyla değil, bıraktığı izlerle hatırlanır.

Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey; birbirimizi değiştirmeye çalışmak değil, birbirimizi anlamaya çalışmaktır. Farklılıklarımızı çatışma nedeni değil, zenginlik olarak görebilmektir. Çünkü aynı gökyüzünün altında yaşıyoruz. Aynı güneş bizi ısıtıyor, aynı yağmur toprağımıza bereket oluyor. Aynı acılarla hüzünleniyor, aynı umutlarla geleceğe bakıyoruz.

Öyleyse neden aramıza görünmez duvarlar örüyoruz? Neden birbirimizi etiketlerle tanımlıyor, kalıpların içine hapsetmeye çalışıyoruz? Oysa insanın en büyük gücü, karşısındakini olduğu gibi kabul edebilmesidir. Sevgi, saygı ve hoşgörü yalnızca güzel kavramlar değil; birlikte yaşayabilmenin temel şartlarıdır.

Dünya hepimize yetecek kadar büyük, ömür ise kırgınlıkları büyütecek kadar uzun değildir. Gün gelir hepimiz bu dünyadan ayrılırız. Geriye ne servetimiz kalır ne makamımız. Sadece yaptığımız iyilikler, kurduğumuz gönül köprüleri ve insanların kalbinde bıraktığımız izler yaşamaya devam eder.

Belki de insan olmanın en güzel tarafı tam da budur: Aynı gökyüzünün altında, aynı toprağın üzerinde, birbirimize yabancı olmadan yaşayabilmek. Çünkü bu dünyayı güzelleştirecek olan ne zenginliktir ne de güç… Dünyayı gerçekten yaşanabilir kılacak olan, insanın insana gösterdiği merhamet, adalet ve sevgidir.

Yorumlar (0)

Kalan karakter : 450
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!

Yazarın Diğer Yazıları

Görünmeyen Kahramanlar ve Bize Emanet Olan Doğa
19 Temmuz 2026 01:59

Tüm Yazılar