reklam reklam reklam
DOLAR48,67
EURO55,86
BITCOIN3.734.538
26° MALATYA
reklam reklam
Birgül KORKMAZ
Birgül KORKMAZ
04 Eylül 2026 · 284 okunma

“Alın Terimin Karşılığı Yoksa Kayısının da Anlamı Yok!”

“Alın Terimin Karşılığı Yoksa Kayısının da Anlamı Yok!”

Malatya’nın önemli geçim kaynaklarından biri olan kayısıda üreticinin yükü her geçen yıl biraz daha ağırlaşıyor. Yıl boyunca emeğini bahçesine veren üretici, bir yandan değişken hava koşulları ve doğal afetlerle mücadele ederken diğer yandan yükselen girdi maliyetleri, işçilik giderleri ve tarım sigortalarında yaşandığı öne sürülen sorunlarla karşı karşıya kalıyor.

Kayısı üreticisi için sezon, ürünün dalında görülmesinden çok daha önce başlıyor. Kış aylarından itibaren bahçesinin bakımını yapan, gübresini ve ilacını atan, toprağını hazırlayan üretici, bütün bir yılın emeğinin karşılığını alabilmek için hava koşullarını yakından takip ediyor. Ancak kayısıda üreticinin kontrolü dışında gelişen her hava olayı, aylarca verilen emeğin bir anda boşa gitmesine neden olabiliyor.

Özellikle çiçeklenme dönemi, kayısı üretiminin en kritik aşamalarından biri olarak öne çıkıyor. Bu dönemde sağlıklı bir tozlaşmanın gerçekleşebilmesi için uygun hava şartlarının oluşması gerekiyor. Üreticiler, özellikle kıraç bahçelerde çiçeklenme döneminde yaklaşık 72 saat, yani üç gün boyunca yağış yaşanmamasının tozlaşma açısından büyük önem taşıdığını belirtiyor.

Yağışın zamanlaması, sıcaklık değerleri ve rüzgâr gibi birçok faktörün üretimin kaderini etkilediği kayısıda, üreticinin gözü adeta gökyüzünde oluyor.

Çiçekten Çağlaya, Çağladan Hasada Uzanan Riskli Süreç

Kayısı üreticisinin karşı karşıya kaldığı riskler çiçeklenme dönemiyle de sınırlı kalmıyor.

Çiçeklenme döneminde yağışın yanı sıra sıcaklık değişimleri de üretimi tehdit ederken, çiçeklerin ardından gelen dönemde don riski ortaya çıkıyor. Özellikle ilkbahar aylarında yaşanan ani sıcaklık düşüşleri, kayısı ağaçlarındaki çiçek ve yeni oluşan meyvelerde ciddi zarara yol açabiliyor.

Ürün çağla aşamasına ulaştığında ise bu kez dolu tehlikesi üreticinin karşısına çıkıyor. Birkaç dakika içerisinde etkili olabilen dolu yağışı, aylarca emek verilen bahçelerde büyük hasara neden olabiliyor.

Böylece üretici, sezon boyunca adeta zincirleme bir risk sürecinin içerisinde kalıyor.

Çiçeklenme döneminde yağış, ardından don, çağla döneminde dolu ve hasat dönemine kadar devam eden farklı hava koşulları...

Üretici, bütün bu risklere rağmen üretimini sürdürmeye çalışıyor.

“Sigorta Olması Gerekiyor Ama Güven Sorunu Var”

Doğal afetlerin üretim üzerindeki etkisi dikkate alındığında tarım sigortası, çiftçi açısından önemli bir güvence olarak görülüyor. Ancak üreticiler, uygulamada yaşandığını ileri sürdükleri sorunlar nedeniyle sigorta sistemine karşı güvenlerinin azaldığını ifade ediyor.

Üreticilerin en önemli şikâyetlerinden biri ise hasar tespitleri ve ödemelerde adaletin sağlanamadığı yönündeki iddialar.

Bazı bahçelerde yapılan değerlendirmelerin üreticinin gerçek zararını yansıtmadığını savunan çiftçiler, yaşadıkları deneyimlerin sigortaya bakışlarını olumsuz etkilediğini belirtiyor.

Üreticiler bu durumu, “Bahçesi tutana veriliyor, tutmamış olanı ise iyi tutmuş gibi yazıyorlar. Biz bu adaletsizliği de maalesef gördük” sözleriyle dile getiriyor.

Bu tür uygulamaların üreticide ciddi bir güven kaybına yol açtığını belirten çiftçiler, sigortanın gerçekten ihtiyaç duyulduğu anda üreticinin yanında olması gerektiğini vurguluyor.

Ürün Olmadığında Gelir Yok, Masraf Devam Ediyor

Kayısı üreticisinin yaşadığı temel sorunlardan biri de ürünün olmadığı yıllarda ortaya çıkıyor.

Don veya dolu nedeniyle ürünün büyük bölümünü kaybeden üretici, o sezon gelir elde edemez hale gelirken, üretim için yaptığı harcamalar ortadan kalkmıyor. Bahçenin bakımı, gübreleme, ilaçlama, budama ve diğer işlemler için yapılan masraflar üreticinin üzerinde kalıyor.

Üstelik yalnızca sezon başındaki giderler değil, hasat döneminde ortaya çıkan işçilik maliyetleri de üreticinin yükünü artırıyor.

Çapa, hasat ve derim dönemlerinde ihtiyaç duyulan işçilerin ücretleri önemli bir maliyet kalemi oluştururken, mazot, gübre ve zirai ilaç fiyatlarındaki artış da üretim maliyetlerini her geçen yıl daha yukarı taşıyor.

Üreticinin deyimiyle mesele artık yalnızca işçi masrafından ibaret değil.

Mazotu, gübresi, ilacı, işçiliği ve bahçe giderleri bir araya geldiğinde üreticinin karşısına ciddi bir maliyet tablosu çıkıyor.

“Tuttuğu Sene de Mahsul Para Etmiyor”

Kayısı üreticisinin yaşadığı sıkıntı bununla da bitmiyor. Doğal afetlerden kurtulup ürün aldığı sezonlarda ise bu kez piyasa koşulları üreticinin karşısına çıkıyor.

Üretici, bütün riskleri göze alarak yetiştirdiği ürünün yeterli değeri görmediği dönemlerde emeğinin karşılığını alamamaktan şikâyet ediyor.

Bir sezon don nedeniyle ürününü kaybeden, başka bir sezon dolu riskiyle karşı karşıya kalan üretici; verimin yüksek olduğu yıllarda da ürün fiyatlarının beklentisini karşılamaması halinde ekonomik olarak zor durumda kalabiliyor.

Bu nedenle üreticinin yaşadığı sorun yalnızca “ürün var mı, yok mu?” meselesi olmaktan çıkıyor. Asıl sorun, elde edilen ürünün üreticinin yaptığı masrafı karşılayıp karşılamadığı ve çiftçiye sürdürülebilir bir gelir sağlayıp sağlamadığı noktasında düğümleniyor.

Üretici Artık Sadece Ürününü Değil, Emeğini de Korumak İstiyor

Kayısı üreticisinin beklentisi, üretimin her aşamasında emeğinin korunması ve karşılaştığı riskler karşısında yalnız bırakılmaması.

Çiftçiler, tarım sigortalarının daha şeffaf ve adil şekilde uygulanmasını, hasar tespitlerinin gerçek zararı yansıtmasını ve ödemelerin üreticinin yaşadığı kaybı karşılayacak düzeyde yapılmasını istiyor.

Üretici açısından güvenin yeniden tesis edilmesinin büyük önem taşıdığı belirtilirken, sigorta sisteminin çiftçinin gözünde bir yük değil, gerçekten zor zamanında başvurabileceği bir güvence haline gelmesi gerektiği ifade ediliyor.

Çünkü kayısı üreticisi için bir sezonun kaybedilmesi yalnızca birkaç aylık gelir kaybı anlamına gelmiyor. Bir yıl boyunca yapılan harcamalar, verilen emek ve gelecek sezonun hazırlıkları da doğrudan etkileniyor.

Alın Terinin Karşılığı Olmadan Üretim Sürdürülebilir Değil

Kayısı üreticisinin yaşadığı tablo, tarımsal üretimin ne kadar ağır koşullar altında sürdürüldüğünü bir kez daha ortaya koyuyor.

Üretici; hava şartlarıyla, doğal afetlerle, yüksek girdi maliyetleriyle, işçilik giderleriyle ve ürün fiyatlarıyla aynı anda mücadele ediyor.

Bir tarafta çiçeklenme döneminde yağmur bekleniyor, diğer tarafta don korkusu yaşanıyor. Çağla döneminde gözler doluya çevriliyor. Hasat zamanı ise işçilik ve diğer giderler üreticinin omzuna biniyor. Bütün bu sürecin sonunda ürün para etmediğinde ise aylarca verilen emeğin karşılığı alınamıyor.

Üreticinin beklentisi aslında oldukça net:

Emeğinin karşılığını almak, zarar gördüğünde hakkının tam olarak ödenmesi ve ürettiği ürünün gerçek değerini bulması.

Aksi halde üretici için her yeni sezon, umutla başlayan ancak sonunda yeni bir borç ve maliyet hesabıyla kapanan bir döneme dönüşüyor.

Kayısı üreticisi, doğayla mücadele ederken bir de ekonomik belirsizlikle baş başa kalmak istemiyor. Üretimin devam edebilmesi için çiftçinin yalnızca üretim yaptığı dönemde değil, zarar ettiği, ürününün olmadığı ve fiyatların düştüğü dönemlerde de korunması gerektiğini vurguluyor.

Çünkü üreticiye göre mesele sadece kayısı yetiştirmek değil; alın terinin, emeğin ve üretimin sürdürülebilir hale gelmesi.

 

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır.

Birgül KORKMAZ — diğer yazıları

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.